Yaşamın ilk yılında ses ve ritmin beyin gelişimine etkisi
Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, Çocuk Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Tuğçe Aksu Uzunhan, yaşamın ilk yılında beyin gelişimini şekillendiren temel unsurları ve erken çocuklukta sesin, ninnilerin ve ritmin dil ile beyin gelişimindeki kritik rolünü anlattı.
Doç. Dr. Tuğçe Aksu Uzunhan, şu değerlendirmede bulundu:
“Bir bebeğin dünyaya geldiği ilk aylarda yaptığı şeyler bize oldukça basit görünebilir: Annesinin sesini dinler, ninniyle sakinleşir, konuşan kişinin yüzüne bakar, tekrar eden seslere dikkat kesilir, müzik duyduğunda kollarını ve bacaklarını hareket ettirir. Oysa bütün bunların arka planında son derece yoğun bir beyin gelişimi yaşanmaktadır. Yaşamın ilk yılı, beynin çevreden gelen uyaranlara olağanüstü duyarlı olduğu bir dönemdir. Bebek henüz kelimelerin anlamını bilmese de sesin tonunu, süresini, vurgusunu ve ritmini fark etmeye başlar. Başka bir deyişle, çocuk konuşmaya başlamadan çok önce “dinleyerek öğrenmektedir”.
“Bebek için ses, yalnızca ses değildir”
İşitme sistemi doğumdan önce gelişmeye başlar. Anne karnındaki bebek; annenin kalp atımlarını, solunumunu ve özellikle annesinin sesinin ritmik özelliklerini işitir. Doğumdan sonra ise bu ses dünyası çok daha zengin hale gelir. Özellikle anne-babanın bebeğe hitap ederken doğal olarak kullandığı melodik ve ritmik konuşma biçimi dikkat çekicidir. Sesimizi biraz yükseltir, kelimeleri uzatır, daha belirgin vurgular yapar ve sık sık tekrar ederiz. Dünyanın pek çok kültüründe yetişkinlerin bebeklerle benzer şekilde konuşması tesadüf değildir. Bu konuşma biçimi, bebeğin dikkatini sese yöneltmesini ve konuşmanın içindeki düzeni fark etmesini kolaylaştırabilir. Araştırmalar, ritim ile dil gelişimi arasında yakın bir ilişki bulunduğunu gösteriyor. Konuşma da aslında kendi içinde bir ritme sahiptir; heceler, vurgular ve duraklamalar belirli zaman örüntüleri oluşturur. Bebek beyni bu örüntüleri izleyerek zamanla konuşma akışı içerisinden kelimeleri ve ses birimlerini ayırt etmeyi öğrenir. İlk yıl içinde bebeklerin hem dilin hem de müziğin ritmik özelliklerine giderek yaşadıkları kültüre özgü biçimde hassaslaşmaları dikkat çekicidir.
“Her ses faydalı değildir”
“Ses bebeğin gelişimini destekliyorsa daha çok ses daha iyidir” diye düşünmek doğru olmaz.
Özellikle prematüre bebeklerde aşırı ve düzensiz gürültü tam tersine stres oluşturabilir. Yenidoğan yoğun bakım ortamındaki alarm, cihaz, kapı ve insan sesleri gibi kontrolsüz uyaranların bebeğin uyku düzenini ve fizyolojik dengesini olumsuz etkileyebileceği uzun zamandır bilinmektedir. Verdiğimiz çalışmada da “gürültü” ile “yapılandırılmış ses” arasında özellikle ayrım yapılmaktadır. Bebek beyni için önemli olan yüksek ses veya sürekli uyarılmak değil; güvenli, öngörülebilir ve sosyal anlam taşıyan seslerle karşılaşmaktır. Bu açıdan annenin veya babanın sesi, bebeğe söylenen bir ninni, yumuşak bir konuşma ya da aynı tekerlemenin tekrar edilmesi; televizyondan veya telefondan gün boyunca gelen sürekli arka plan sesinden çok farklıdır.
Ritmin dil gelişimiyle ilişkisi
Müzik ile konuşma ilk bakışta farklı iki alan gibi görünse de beynin açısından ortak noktaları oldukça fazladır. Her ikisinde de zamanlama, vurgu, perde değişiklikleri, tekrarlar ve beklentiler vardır. Bebek önce cümlenin anlamını değil, adeta “müziğini” duyar. Örneğin “An-ne ge-li-yor” dediğimizde hecelerin süreleri, vurguları ve aralarındaki zaman ilişkisi bebeğe bir düzen sunar. Beyin tekrar tekrar bu örüntülerle karşılaştıkça, ses akışını parçalara ayırmayı öğrenmeye başlar. Bilimsel çalışmalar, bebeklerin yaşamın ilk aylarından itibaren konuşmanın ritmik özelliklerine duyarlı olduğunu; müzikal ritim ve dil becerileri arasında da gelişimsel ilişkiler bulunduğunu düşündürmektedir. Bununla birlikte, müziğin tek başına zekâyı veya dili artıran sihirli bir müdahale olduğu şeklindeki iddialar bilimsel verilerin ötesine geçmektedir.
Bebeğe müzik dinletmek mi, birlikte müzik yapmak mı?
Anne-babaların sık sorduğu sorulardan biri şudur: “Bebeğime hangi müziği dinletmeliyim?” Aslında çoğu zaman müzik türünden daha önemli olan, müziğin nasıl deneyimlendiğidir. Bebeği kucağınıza alıp ninni söylemek, onunla göz teması kurarak ritmik biçimde konuşmak, bir şarkının temposuna uygun hafif hareketler yapmak veya aynı tekerlemeyi tekrar etmek; yalnızca işitsel değil, aynı zamanda görsel, dokunsal ve sosyal bir deneyim oluşturur. Aktif müzik etkinliklerinin bebeklerde müzikal öğrenmenin yanı sıra bazı iletişimsel ve sosyal becerilerle de ilişkili olabileceğini gösteren çalışmalar bulunmaktadır. Bebek aynı anda sesi duyar, yüzünüzü görür, hareketinizi hisseder ve size karşılık vermeye çalışır. Böylece ritim, yalnızca kulaktan giren bir uyaran olmaktan çıkar; karşılıklı iletişimin parçası haline gelir. Bu karşılıklılık önemlidir. Erken dönemde beyin gelişimini destekleyen temel unsurlardan biri, bebeğin verdiği işaretlere yetişkinin cevap vermesidir. Bebek ses çıkarır, anne karşılık verir; bebek gülümser, baba gülümser; şarkı sırasında bebek hareket eder, yetişkin onun hareketine eşlik eder. İlk iletişim, çoğu zaman kelimelerden önce bu ritmik karşılıklı etkileşimle başlar.
Peki, anne-babalar ne yapabilir?
Bunun için özel bir müzik eğitimi, pahalı oyuncaklar veya “beyin geliştirdiği” iddia edilen kayıtlar gerekli değildir. Bebeğinizle konuşun. Ona şarkı ve ninni söyleyin. Aynı şarkıları tekrar etmekten çekinmeyin. Tekerlemeler, parmak oyunları ve ritmik hareketler kullanın. Bebeğiniz ses çıkardığında ona cevap verin. Mümkün olduğunca televizyon gibi sürekli arka plan gürültüsünü azaltın. Ve belki de en önemlisi: Sesinizi güzel bulup bulmamanızın bebeğiniz açısından hiçbir önemi yoktur. Bir bebeğin ihtiyaç duyduğu şey kusursuz bir ses değil, tanıdığı bir sestir. Yaşamın ilk yılında beyin, çevresindeki dünyanın istatistiklerini adeta sessizce toplamaktadır: Hangi sesler tekrar ediyor? Hangi heceler birlikte geliyor? Ne zaman sıra bana geliyor? Hangi ses güven ve yakınlık anlamına geliyor? Bu nedenle bir anne veya babanın bebeğine söylediği basit bir ninni, dışarıdan bakıldığında yalnızca birkaç notadan ibaret olabilir. Ancak bebeğin dünyasında o ninni; ses, ritim, güven, ilişki ve öğrenmenin aynı anda buluştuğu son derece zengin bir deneyimdir. Belki de bu nedenle insanın beyin gelişimine eşlik eden ilk “derslerden” biri, çoğu zaman bir ninniyle başlar.

