Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Murat Koçanlı, ergenlik döneminde görülen şiddetin nedenleri ve önlenmesine ilişkin değerlendirmede bulundu.
Ergenlik Döneminde Bilişsel Süreç Gelişimi Devam Ediyor
Dr. Öğr. Üyesi Murat Koçanlı’nın değerlendirmeleri şöyle:
“Ergenlik döneminde kimlik arayışı, bağımsızlaşma, akran kabulü ve sosyal statüye verilen önem artarken, dürtü kontrolü ve davranışların sonuçlarını değerlendirme gibi bilişsel süreçlerin gelişimi devam etmektedir. Ancak bu özellikler; şiddet davranışını kaçınılmaz hale getirmez. Bireysel, ilişkisel ve toplumsal risklerin birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Bir çatışmanın ağır bir haksızlık, aşağılanma, reddedilme veya statü kaybı olarak algılanması yoğun öfkeye yol açabilir. Olayın zihinde sürekli yeniden değerlendirilmesi ve intikam düşüncelerinin güçlenmesiyle bazı durumlarda alternatif çözüm yolları daralabilir.
Silaha kolay erişim ise kriz anlarında sonuçları ağırlaştırabilecek kritik bir risk faktörü olarak değerlendirilir.
Zorbalık ve Dışlanma Dikkate Alınmalıdır
Sürekli dışlanma, aşağılanma veya zorbalığa maruz kalma bazı gençlerde öfke, değersizlik ve yabancılaşma duygularını artırabilmektedir. Türkiye’de yapılan araştırmalarda sürekli öfke, yabancılaşma ve akran zorbalığının şiddet eğilimiyle ilişkili bulunduğu belirlenmiştir.
Ancak zorbalığa maruz kalan gençlerin büyük çoğunluğu, şiddete başvurmamaktadır. Zorbalığın tek başına doğrudan neden olarak görülmemesi gerekir ve diğer risk faktörleriyle birlikte değerlendirilmesinin önemlidir.
Aile ve Okul, Koruyucu Rol Oynuyor
Aile içi çatışmalar, şiddete tanıklık edilmesi, sert veya tutarsız disiplin, yetersiz ebeveyn denetimi ve sağlıklı iletişim eksikliği, şiddetin ortaya çıkmasında risk faktörleri arasında sayılabilir. Travmatik deneyimler de bazı çocuk ve ergenlerde güven duygusu ile öfke düzenleme becerilerini etkileyebilmektedir. Bununla birlikte travmatik bir geçmiş, kişinin gelecekte şiddet davranışı sergileneceği anlamına gelmemektedir.
Aile ve sosyal çevreden sağlanan destek ile zamanında sunulan psikososyal müdahaleler, koruyucu rol oynamada kritik öneme sahiptir.”
Okul Ortamındaki Güven Duygusu Önemli
Okul ortamının da kritik bir role sahip olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Murat Koçanlı, şöyle devam etti:
“Okul, yalnızca örgün eğitimin sunulduğu bir kurum değil, aynı zamanda bireyin aidiyet duygusu kazandığı ve sosyal kimliğinin biçimlendiği temel sosyalleşme alanlarından biridir.
Öğrencinin okul ortamında kendini değerli ve güvende hissetmesi, öğretmenleriyle güvene dayalı bir ilişki geliştirmesi ve zorbalık durumlarında destek alabileceğine inanması koruyucu bir etki oluşturmaktadır.
Buna karşılık, okuldan ve akran grubundan yabancılaşma, sürekli akran reddi ve sosyal destek mekanizmalarına yönelik güvensizlik veya bu mekanizmalara erişim eksikliği mevcut sorunları daha da şiddetlendirebilir.
Siber Zorbalık, Psikososyal Sorunları Şiddetlendirebilir
Şiddet içerikli videolar, dijital oyunlar veya sosyal medya kullanımının tek başına şiddet davranışına yol açtığını söylemek doğru değildir. Ancak siber zorbalık, çevrim içi aşağılama ve tehditler ile şiddet ve intikam içerikleri, mevcut psikososyal sorunları şiddetlendirebilir.
Türkiye’de çocuk ve ergenler üzerinde gerçekleştirilen sistematik derleme ve meta-analiz çalışmaları, siber zorbalığın önemli bir psikososyal risk alanı olduğunu ortaya koymaktadır.
Davranış Değişiklikleri Dikkate Alınmalı
Bir bireyin gelecekte şiddet eylemlerinde bulunacağını kesin olarak öngören tek bir kişilik özelliği veya davranış kalıbı bulunmamaktadır. Yalnızlık yaşayan, içe kapanık veya öfkeli bir gencin “potansiyel saldırgan” olarak görülmemesi gerekir.”
Gencin İhtiyacı Olan Destek İyi Anlaşılmalı
“Belirli kişilere yönelik tekrarlayan tehditler, yoğun intikam söylemleri, zarar verme planlarına dair ifadeler, saldırı hazırlığını ima eden paylaşımlar, silaha erişim konusunda olağandışı girişimler ve ciddi bir çatışma sonrası belirgin davranış değişikliklerinin mutlaka dikkate alınması gerekmektedir.
Ailelerin ve eğitimcilerin temel sorusu ‘Bu birey saldırgan olabilir mi?’ değil, ‘Bu bireyin davranışındaki değişim hangi nedenlere dayanıyor ve hangi desteğe ihtiyaç duyuyor?’ olmalıdır.”
Sosyal, Sportif ve Kültürel Faaliyetler Desteklenmeli
Şiddetin önlenmesinde aile, okul, sağlık ve sosyal hizmet birimlerinin koordinasyon içinde çalışması gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Murat Koçanlı; güvenli bildirim mekanizmaları, zorbalığın erken tespiti, çocuk ve ergen ruh sağlığı hizmetlerine zamanında erişim ile sosyal, sportif ve kültürel faaliyetlerin desteklenmesinin önemine dikkat çekti.
Koçanlı, ateşli silah bulunan evlerde silahların çocukların ve yetkisiz kişilerin erişemeyeceği şekilde güvenli biçimde muhafaza edilmesinin de kritik olduğunu vurguladı.
Olaya Tanıklık Eden Çocuklara Destek Verilmeli
Silahlı olaya doğrudan tanıklık eden çocuklarda korku, uyku bozuklukları, kâbuslar, öfke, dikkat dağınıklığı ve okula gitmek istememe gibi belirtiler görülebileceğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Murat Koçanlı, sosyal medyada olay görüntülerinin tekrar tekrar izlenmesinin ve doğrulanmamış bilgilerin takip edilmesinin de tehdit algısını artırabileceğini söyledi.
Ebeveynlerin çocuklarıyla olay hakkında konuşmaktan kaçınmaması gerektiğini ifade eden Koçanlı, ancak yaşa uygun ve doğrulanmış bilgiler verilmesi, görsel maruziyetin sınırlandırılması ve günlük rutinin mümkün olduğunca korunması gerektiğini belirtti. Belirtilerin devam etmesi ve günlük yaşamı belirgin biçimde etkilemesi halinde profesyonel destek alınmasını önerdi.
Temel Mesele Çocuğa Zamanında Ulaşabilmek
Dr. Öğr. Üyesi Murat Koçanlı, sözlerini şöyle tamamladı:
“Ergen şiddeti; bireysel psikolojik süreçler ile aile, akran grubu, okul, sosyal dışlanma, dijital çevre ve silaha erişim gibi birçok etkenin kesiştiği çok boyutlu bir olgudur.
Temel mesele, şiddet ortaya çıktıktan sonra yalnızca faili ve nedeni belirlemek değil; öfke, dışlanma, mağduriyet ve çaresizlik duygularının şiddete dönüşmesini engellemek amacıyla çocuğa zamanında ulaşabilmektir.”




